Faslı düşünür Taha Abdurrahman, modern dünyanın ahlakı dinden koparan yaklaşımına karşı geliştirdiği “ilahi emanet paradigması” ile Rousseau, Kant, Durkheim ve Ferry’nin oluşturduğu seküler temelli ahlak teorilerini ayrıntılı biçimde eleştiriyor.
Abdurrahman’a göre bu dört yaklaşım, ahlaki otoriteyi Allah’tan koparıp sırasıyla vicdan, irade, toplum ve tanrılaşmış insan merkezine taşıyor.
SUFİ TECRÜBE İLE KLASİK GELENEĞİN BİRLEŞTİĞİ ÇİZGİ
Klasik medrese eğitimi alan ve tasavvufi tecrübenin hissedildiği eserler kaleme alan Abdurrahman, “Seküler Ahlakın Sefaleti” kitabında modern paradigmanın, Müslümanların zihninde oluşturduğu tahribata kapsamlı bir analiz getiriyor. Kindî, Farâbî, İbni Sina ve İbni Rüşd’ün Yunan felsefesiyle kurduğu ilişkiyi de eleştiren yazar, İslam düşüncesinin özgünlüğünün kaynağının fıtrat ve vahiy olduğunu vurguluyor.
SEKÜLER PARADİGMANIN DÖRT AYAĞI
Rousseau: Doğal vicdanın mutlak otoritesi
Abdurrahman’a göre Rousseau, vicdanı doğal yasa olarak tanımlayarak İsmet, İlahlık ve Kemal gibi sıfatları insana atfediyor. Dua ve ibadetin yerine “kalbin eylemleri”ni koyan bu yaklaşım, modern bireyde “kalbim temiz” söylemiyle dini hükümlerin devre dışı bırakılmasına zemin hazırlıyor.
Kant: Ahlakı apriori kılan rasyonalist çizgi
Kant’ın ahlakı apriori zorunluluk olarak tanımlaması ve duanın Tanrı ile ilişkide faydasız olduğunu savunması, Abdurrahman tarafından ciddi bir tutarsızlık olarak görülüyor. Kant’ın Hz. İsa örneği üzerinden geliştirdiği ahlak-din ayrımı, “iman edenin ahlaklanması mı üstün, yoksa ahlaklı olanın imana ermesi mi” tartışmasını da besliyor.
Durkheim: Toplumu ‘aşkın varlık’ hâline getiren yaklaşım
Durkheim’ın laik ahlakı dinin yerine koyma çabası, toplumu soyut bir kişilik ve otorite konumuna yükseltiyor. Ahlakın toplum değiştikçe değişebileceği görüşü, Abdurrahman’a göre vahyin bütünlüğünü parçalayarak toplum tanrısı anlayışını doğuruyor.
Ferry: Tanrıdan arındırılmış hümanizmin yeni formu
Modern hümanizmi “Hristiyanlığın seküler retoriğe çevrilmiş hâli” olarak tanımlayan Luc Ferry, sevgi ve fedakârlığı insanın tanrısallaşmasına bağlayarak dini tamamen tarihsel bir fenomen hâline getiriyor. Abdurrahman, bu yaklaşımın insanı Tanrı yerine ikame eden bir söylem içerdiğini belirtiyor.
AHLAKI DİNE YENİDEN BAĞLAYAN MODEL
Taha Abdurrahman, seküler paradigmanın çöküşünü tespit ettikten sonra çözümü “ilahi emanet” yaklaşımında temellendiriyor. Bu yaklaşımın dayandığı beş temel ilke şunlar:
1. Şahidiyet İlkesi
Allah’ın emrettiğine bizzat şahitlik etmesi, insanın ahlakileşme sürecinin tamamlanmasını sağlar. Bu ilişki baskı değil, sekine ve ünsiyet temelli yakınlıktır. Seküler yaklaşım ise ilahi buyrukları dış müdahale olarak yorumlar.
2. Ayetlerin Bütünlüğü İlkesi
Dünya tekvini ayetleri, din ise teklifi ayetleri içerir. Abdurrahman’a göre fenomenlere takılı kalan seküler akıl, ayetlerin ilahi delaletini göremez.
3. Emanet İlkesi
Ahlakı toplum merkezine çeken yaklaşıma karşılık Abdurrahman, insanın önce Allah ile ilişki kurduğunu, varlığın ise emanet olarak insana tevdi edildiğini ifade eder. Fütüvvet ahlakı bu ilkenin uygulamadaki karşılığıdır.
4. Fıtrat İlkesi
Hümanizmin “insanın tanrılaşması” iddiasına karşılık ahlakın ruhî, îtimânî ve esmâî temellere bağlı olduğu vurgulanır. Dinin fıtri forma dönüşü akıl yürütmeyle değil, pratik ve amelle mümkündür.
5. Sistematik Bütünlük İlkesi
Esmâ-i hüsnânın hem ilahi hem ontolojik anlamlar taşıdığı; şer’i hükümlerin ise sadece mevzuat değil, amelî hikmetler olduğu belirtilir. Vahyin bütünü ahlaktır.
Seküler Ahlakın Tıkanışı, İlahi Emanetin İhyası
Abdurrahman’a göre modern düşüncenin ürettiği seküler ahlak paradigmaları, hem insanın hem dinin mahiyetini parçalayarak otoriteyi Allah’tan koparmıştır. İlahi emanet paradigması ise ahlakı yeniden tevhidî zemine oturtarak fıtrat, şahitlik ve emanet ilişkisi üzerinden insanı asli konumuna çağırmaktadır.
